YANSIMALAR
TOPLULUĞUNA
sitemize verdiği
destek için

TEŞEKKÜR EDERİZ
  Kitaplar > Kitaplardan Seçme Tümceler
 Sf :  16 / 20
 

 

  • "Zât âlemi "nden bahseden yâni, "Ahadiyet "i ilgilendiren sûreler ise, en kısa olanlarıdır.
  • " Elif, Lâm, Mîm " ; İşte sana o kitap, onda şüphe yoktur . (2/1)" âyeti, Elif, Lâm' dan oluşan ve Mîm ile bu âleme irsâl olunan, " Beden-kitabı" , Allah'ın yazmış olduğu, ' şüphesiz-kitap 'tır." Anlamındadır.
  • " Kur'ân-ı nâtık ", insândır, ama hangi insândır ? " Hûden lil muttakîn " olan, yâni, ' kendini bilen' insândır.
  • ' Altın buzağı' , insânın doymak bilmeyen " nefs "idir.
  • "Semâ ", bilinen gökyüzü değildir. Gök yüzüne, " feza " denir ve feza da, İnsân-ı Kâmil 'in yansıması olan " adem" (yokluk) tur. Böyle olduğu için de " adem-aynası " adını alır. " Kıdem-aynası " ise, enfüs 'te " İnsân-ı Kâmil "dir. Enfüs ile âfak 'ı ' fikren ' birleştirene, " Ârif ", ' zevk 'en birleştirene de " Kâmil " denir. Zevken birleştirmek, onun içinde yaşamak, yâni onun tahakkuk una ermektir.
  • Mushaf 'ta yazılı olanlar Allah kelâmı 'dır, ama, onlar o günün şartlarına göre nâzil olmuştur.
  • İmân , rûh 'ların birleşmesi demektir. Bir şeye inanmak " ilm el yakîn ", İmân etmek ise " ayn el yakîn " olmak demektir ; bunun anlamıysa, onun içinde yaşamak demektir.
  • Gerçek " İmân " " havas "a ait bir keyfiyettir. Çünkü, Kâmil'e imân etmeyenin, imânı kâmil olamaz .
  • Muhammed, " mü'min mü'minin aynasıdır " ve " mü'minler kardeştir " diyerek, insânlar arasında olması gereken " sevgi " bağını anlatmıştır. Dikkat edilirse, bu hadislerde, " Müslim " değil, " Mü'min " denmektedir.
  • İmânı tam olanların ' vehm 'i ve ' korku 'su olmaz.
  • İmân, emniyet ten gelir.
  • Şüphesizlik , imânın en önemli vasfıdır.
  • İmân , gaybi ; itminan ise şuhudidir.
  • İnsân ne zaman tam imân edip, ilmi öğrenir ve dağıtacak hâle gelirse, artık suyunu kendi kaynağından çıkarıyor demektir ki, bundan sonra, tekrar el tutmasına gerek kalmaz.
  • Allah'a "Akıl " ile değil, " Gönül " ile erişilir.
  • Cehennemin baş meleği " Mâlik", cennetinkiyse " Rıdvân "dır. Rıdvân ismi, " Rıza " kelimesinden gelir.
  • İnsânlar, nedense, kendilerini öbür dünyaya doğurtan, ebelerinden korkarlar. Oysa " Azrail ", " İlya" yâni Allah'ın elçisidir.
  • Helâl lokma insânda " Nûr ", haram lokma ise " zûlmet" yaratır.
  • Kadınlar , " Ayna " olmuştur. Mertebe itibâri ile, doğdukları için " Mahlûk ", doğurdukları için de Hâlik 'tirler. Ancak, çocuğun nefha 'sının erkek 'ten geldiğini de unutmamak lâzımdır. Kadınlar, " Hâlik " olduktan, yâni, doğurduktan sonra, " Rubûbiyet " esmâsına da mazhâr düşer ve bunun sonucu olarak, çocuklarının Rabb i olup, onları terbiye etmeye çalışırlar.
  • Kadından üstün " mahlûk " yoktur.
  • Tesettür ün amacı, kutsal bölge leri, kötü gözlerden saklamaktır. Genital organlar gibi, göğüsler (kadında) de kutsaldır. Göğüsler Allah'ın ' şefkât ' ve ' merhâmet ' yuvalarıdır.
  • Cennette örtünme yoktur. Bu âlemde ise, örtüyü kaldırabilmek için " nikâh " gerekmektedir.
  • Taşa ve toprağa tapmak, onların özü de Allah olduğundan, yine bir yolla Allah'a tapmak demektir... Şirk 'in en bâriz şekli, insânın kendine " varlık vermesi ", egosu veya benliğini öne sürmesidir. Çünkü en büyük " put", insânın kendisine verdiği " varlık "tır.
  • Hakîkatte , Allah bile demek " şirk "tir.
  • Yakîn 'e geldikten sonra, ibâde t kendinden kendinedir. Çünkü artık, Hakk 'tan başka mevcûd kalmamıştır. " Rabbine ibâdet et, ta ki yakîn hâsıl oluncaya kadar .(15/99)" âyeti buna işarettir.
  • Gerçek anlamda " ibâdet ", hizmet etmek demektir.
  • " Taharet ", temizlik, temizlenmek demektir. " Hadesten taharet ", hadiselerden, vakalardan (yaşanan olaylar) temizlenmek ; " necâsetten taharet " ise bedensel temizlik anlamına gelir.
  • Müslümânlarda " kıble ", önceleri "kudüs " istikameti, yâni, " Beyt-i Mukaddes "e, sonra da, " Kâbe "ye, yâni " Beyt-ül Haram "a çevrilmiştir... Yâni, " ilhâmı kalbinizde bulun " demektir.
  • " Kıyâm ", yani, ayağa kalkmak için, " Bilgi " yâni " kıraat " şarttır. Ancak, " Bilgi-sahibi "ne de saygı (rükû ) gerekir. " Secde " ise itaattir (Hakîkatte ise sevgi )
  • İnsânın " Cûm'a "sı ' bedeni 'dir. Allah, tüm azâ ve kuvva 'yı o bedende " Cem " etmiş, toplamıştır. O hâlde burada " namaz ", o bedeni sıhhat te tutmaktır ; sıhhatte olmayana, Cûm'a namazının farz olmamasının nedeni budur. Ayrıca, Cûm'a namazı "Hür " olanlar için farzdır. Onun için rûh 'u bedene 'esir' olmuş, bedenin esâretinden kurtulamamış olanlar için Cûm'a farz değil, hattâ yasaktır. Cûm'a'da kişi, " Emreden Efendi "nin huzûrundadır. Cûm'a bu huzûr 'da kılınır.
  • İnsân acıktıkça " İştîyâk "ta, doydukça "Vûslât "tadır.
  • Hayat namâzı , dâimi 'dir. İnsân bunu doğru dürüst kılmaya bakmalıdır.
  • Şer'i namâz ın beş vakit kılınmasının sebebi, " Hazerât-ı Hamse-i İlâhi "den dolayıdır. Bunlar, " Lâhût", "Ceberrût", "Melekût", "Milk " ve " Nasût " âlemleridir. Bunların hepsini kendinde toplayana da " İnsân-ı Kâmil " denir. Bu beş hazreti idrâk etmeyen " mirac " edemez . Mirac etmeyene de " Namâz " farz değildir. Çünkü namâz, mirac'ta verilmiştir ve mirac edene farz'dır. Bu farzın mirac etmeyenlere de yansıtılışı, onlara siz de " Hazerât-ı Hamse-i İlâhi "yi öğrenin ve mirac edin" mesajını vermek içindir.
  • Ehl-i Hakîkat nazarında namaz, " Bağlanmak ", gönlü gönüle bağlamak demektir.
  • Namâzı karşılıklı olarak, insân insâna kıldığı hâlde, neden ortada kâbe bırakılmış ve insânların birbirlerini görmeleri engellenmiştir ? Her insân sûretinde görünenin insân olmadığı ve insân olmayan ın da kalb e alınıp, "Kıble " edilmeyeceği için... Onun için ortaya bir sembol konmuş ve o sembolün kıble olması sağlanmıştır.
  • Namâz , yatıp kalkmak değil, yaklaşmak, bağlanmak , gönül rızasıyla birleşmek demektir. Bağlanma , gönülde, gönül birliği ile olur. Çünkü, Allah, " Allah ve melekleri Nebî'ye salât ederler ; ey imân edenler, O'na salât edin, selâm verin ve teslîm olun . /33/56)" buyurmaktadır.